Tenet altyazılı izle 720p
Sizin Oyunuz:
Haydi, ilk sen oyla!
7.5 IMDB Puanı 128 Görüntülenme

Tenet altyazılı izle 720p

Tenet altyazılı izle 720p Christopher Nolan’ın sinemayı kurtaracağını düşündüğü yeni filmi Tenet konusu nasıl olmuş? Christopher Nolan’ın sinemayı kurtaracağını düşündüğü yeni filmi Tenet nasıl olmuş? Kuantum soğuk harpı yalnızca başmızı allak bullak edip yönetmenin neler yapabileceğini seyircilerine gösterme tekniği mi? İşte Tenet araştırması sizlerle.
Sinema dünyasının “altın çocuğu” Christopher Nolan özellikle 2000 yılında çıkan Memento’dan bu yana, sinema sanayisinin önü en açık yönetmenlerinden biri. Hatta fazlası birey için en önceliklisi diyebiliriz. Çağımız insanlarının süper kahraman filmleri sanayisine kolektif köleleştirmesine ve gişelerde bütün salonları bu tarzın domine edişine karşı öncelikli bir noktada olan Nolan, genellikle yaptığı filmlerde seyircisini şaşırtma, allak bullak etme, ters köşeye yatırma gayesi güden bir mantıksal çerçevede hareket etmekte. Yıllar ortamında Inception, Interstellar ve Dunkirk gibi filmlerle gişelerde şaşırtıcı bir başarıyı yakalayan yönetmen aynı vakitte tabiri caizse stüdyoları da bu süper kahraman “harekâtından” bir nebze kurtarmıştı. Peki kurtarıcı mevzumunda olan bu adam sinemayı Tenet ile Koronavirüs salgınından kurtarabildi mi?
Christopher Nolan daha önce sinema salonlarını
Christopher Nolan daha önce sinema salonlarını Batman filmleri, Inception, Dunkirk, Interstellar, Prestige, Insomnia ve Memento gibi filmlerle doldurmuştu. Bu filmlere ve içeriğine bakacak olursak ilk göze çarpan şey, sinemanın altın çocuğu vakit ile oynamayı çok seviyor.
Nolan, her yeni filminde odaklandığı mevzu bunu içersin ya da içermesin; vakte ve onun gerçekliğine kendi bireysel oyuncağı gibi yaklaşmayı ve kimi vakit astrofiziksel, kimi vakit nörobilimsel araştırmalar ortamında bulunarak bunları anlattığı şeylerin tam ortasına yerleştirmeyi seviyor. Bunu yapar iken de her filminde daha büyük ve daha çarpıcı olmayı hedefliyor.
Christopher Nolan bir filminde patlayan birkaç futbol sahasındaki sakin ama dehşet dolu duyguları, bir diğer filminde rüyaların katmanlarında dolaşan bir sevgiliyi, bir diğer filminde ise ikinci dünya harpını 3 farklı vakitte bütün karanlık ve gerginliğiyle anlatmış ve bunları hayran olunası bir görsel ustalıkla başarmıştır. Son filmi olan Tenet’te ise vakit içerisinde alakalı takıntısına devam edip bu sefer üçüncü dünya harpı ve bir tür vakitte “ters akma” mevzularını birleştirmiş.
Başta classic bir Hollywood filmi olarak
Öncelikle şunu söylemeliyim ki teknik olarak Tenet bir “vakitte yolculuk” filmi değil. Çünkü karakterler vakitte oradan o bölgeye hareket ederek yer değiştirmiyorlar. Tenet anlayamadığımız organizasyonların iç içe işlemiş bir halde arka arkaya yedirilmesi ve bu organizasyonların operasyonlarının içerisinde ismini ve işlemişini bile bilmediğimiz bir ajanın hikâyesi. Bu hikâyede komedi ve tatsız olan kısım filmin çıkış mevzusu olan Soğuk Savaş’ın unutulup köşeye atılması, komedi bir motivasyonla (ya benimsin ya kara toprağın) hareket eden ağır Rus aksanlı yapmacık ve derinliği (Nolan filmlerinin her karakterinde bulunduğu gibi) olmayan bir kötü karakterin dünyayı yok etmesinin önüne geçme mücadelesine odaklanılması.
Başta classic bir Hollywood filmi olarak açılan esas hikâye, şaşırtıcı ve tat kaçırıcı bir şekilde bütün filme yedirilmiş durumda. Bir hapis ve intikam hikâyesine tutunan Kat (Elizabeth Debicki) ve her ne kadar vazifiyetinde kararlı adımlarla yürüyen bir adam gibi gözükse de gerçekte o classic “kızı kurtarmalısın” motivasyonundan kaçamayan “Kahramanımız” (John David Washington). Aklımızı devamlı karıştıran yapısı ve kulaklarımızı da domine eden müziklerin kullanımı, bizi (tabiri caizse) bu berbat hikâyeden kasten koparıyor gibi görünen bir kompuyla uzun aksiyon sekansları ile bezeli bir 150 dakika sunuyor.
Yazının bu kısımdan ardından tam olarak SPOILER (sürprizbozan) içermese de filmin içeriğine ve işleyişine hiçbir ayrıntı öğrenmek istemeyenlerle lütfen burada ayrılalım.
Öngörülemeyen bir ironi ile
Öngörülemeyen bir ironi ile büyük ölçüde sınırlı kapasiteli sinemalarda gösterilecek olan film, tıklım tıklım bir oditoryumda başlıyor. Temponun hem müzik hem de aksiyon olarak çok yüksekte başladığı film, etrafınıza bakıp, “Oh be aylar sonra sinemaya geldim!” ya da, “Umarım başıma bir şey gelmez,” gibi kendi kendinize söylemlerde yer alır iken sizi bir anda kendisine çekebilmesi ve o noktaya yükseltebilmesi mevzusu ile alakalı son derece kararlı. Ancak başarılı mı? Kişinin kendisine bağlı bir durum da olsa birkaç dakika içerisinde alışmış olabileceğiniz kanısındayım.
Olaylar bu noktadan itibaren (zaten çok tempolu başladığından) hızla devam ediyor. Bir çatışma ile özel bir birliğin kendilerine ait olan zenginliği korumaları için gerçekleştirdikleri operasyon sonucunda baş kahramanımız ile anlamlandıramadığımız şeyler silsilesi de başlamış oluyor. Bu noktada mermi deliğinden çıkıp vakitte geriye akan bir ayrıntı görmüş olsak bile bu tempoda Nolan’ın bizlere hem fragmanda hem filmde dediği gibi: “Anlamaya değil, hissetmeye çalışıyoruz.”
Nolan klişe denebilecek ögeleri
Nolan klişe denebilecek ögeleri bir araya toplayarak kendince farklı bir perdeden anlatıyor. Ancak film gene de fazlasıyla baş karıştırıcı ve farklı ögeler de içeriyor. Tersine çevrilmiş cephanenin kökeninin izini sürmekte olan kahramanımız, Neil (Robert Pattinson) ile ilişki kuruyor. İkili vakitte geri hareket ederek bungee jumping gerçekleştirdikleri operasyon sonucunda Kenneth Branagh’ın ağır Rus aksanıyla oynadığı oligark Andrei Sator karakteri ve onun göz alıcı, çaresiz karısı Kat’e (Elizabeth Debicki) ulaşıyor. Bu şekilde yukarıda bahsetmiş bulunduğumuz Hollywood klişeleri de başlamış oluyor aynı vakitte.
Bu bilindik klişelerin, usta bir yönetmenin gözünden yansıtılmasına o ya da bu sebeple karşı çıkamıyoruz izlerken. Zaten Nolan’ın filmlerini biraz olsun seviyorsanız Tenet’in de tismini çıkarırsınız. Tabii ki burada diğer bir klişe daha var fakat buna yeni yeni başlarımıza yerleşen Christopher Nolan klasiği de diyebiliriz. Kıvrımlı, fazlası vakit baş karıştırıcı bir anlatı ve ortamında merkeze yakın eklenilen vakit ögesi.
Tenet, son aşamada anlaşılmazlıkla
Tenet, son aşamada anlaşılmazlıkla ve aynı vakitte da seyircileriyle flört etmeye başlıyor. Birden karşımıza hem vakitte geriye akan hem de ileriye akan ordular ve kimin kiminle mücadele ettiğini bile anlayamadığımız bir harp çıkartır.
Askerlerin yüceltilmiş bir MacGuffin olan bir algoritma elde etmek için vakit içerisinde ileri geri yarıştığı son perdede olan bu harpta gözümüze bir şey çarpıyor. Bu kadar kapalı ve içeriğini anlatmaktan hem de ve hem de direkt olarak, “Anlamaya değil, hissetmeye çalışın,“ diyen bir mevzumdan bu kargaşa ortamında neler bulunduğunu anlamamız için bir “ters” köşe yapıp anlamakta zorlanmayalım diye askerleri renk ile kodluyor.
Bu aşamada küstahlık içerisindeki Nolan, seyirciden yaratıcısının kendinden daha zeki bulunduğunu tasdik etmesini talep ediyor adeta. İncelememiz başında bahsetmiş bulunduğumuz gibi sinema sektörünün “altın çocuğu” olan yönetmenimiz istediğini yapmakta özgür. Christopher Nolan, bütün film süresince 007 James Bond hayranlığını her yere yansıtıyor ve macerayı da “ajan filmi” şeklinde tasarlıyor. Yönetmen, inanılmaz komplike ve seyircilerini entelektüel yönden tatmin edeceğine güvenen filmler yapacağına emin şekilde ilerliyor. Bu amaçla “Daha önce zekamı göstermiştim, şimdi ise daha kapalı bir film yaparak sizlere bunu vurguluyorum,” diyor adeta.
Tabii (diğer filmlerinin aksine) hiçbir şey anlatamayan ve tam olarak tanımladığı gibi yalnızca bir Kuantum soğuk harpı filmi olan Tenet; maskülen erkeklerin yönetmekte bulunduğu ve hem de sonunun ya da devamının bile yalnızca onların elinde bulunduğu bu berbat dünyada; tek ana bayan karakterimize yalnızca intikam gibi bir vazifiyeti sunarak sinemaya kattığı tek şey sektörün biraz daha türlenmesinden diğer bir şey olmuyor.
Aksiyon filmi olarak aklımıza gelen
Aksiyon filmi olarak aklımıza gelen James Bond ya da John Wick gibi eserlerin ortak özelliklerinden birkaçıdır kompu ve müzik. Sahnenin, dövüşün ve olanların içerisinde olmamızı ve sinemanın atmosferinde birleşip bize bir “deneyim” yaşatması bunların doğru yapımı ile fakat olabilir.
Tenet’in sekansı, kompucu Jennifer Lame’in her vakitte gibi kusursuz bir aksiyon kesimiyle dönüştürdüğü bir patlamanın iç ve dış çekimleriyle birleşiyor. Böylece birkaç aydır unutmuş bulunduğumuz sinematik ölçeğin ve büyük ekranın büyüsünü hissetmiş oluyoruz. Sinematografide ise Nolan’ın daha daha eskiden de çalıştığı Hoyte van Hoytema çekimler sırasında filmi kusursuzleştiriyor.
Soundtrackler ise emin ellerde. Daha önce Black Panther, Creed ve The Mandalorian’da çalışan Ludwig Göransson; Tenet’te özellikle aksiyon sahnelerinde kendini kanıtlıyor. Adeta kalp atışlarımızla bir araya getiren ve heyecan, korku ve stres ögelerimizi kulaklarımızı kullanarak ateşlemeye çalışan bu parçalar, filmin sinemada izlenmesini “mutlaka” mevkisine çıkarıyor.
Birçok kaynağa baktığımda Tenet bir oran gömülmüş
Birçok kaynağa baktığımda Tenet bir oran gömülmüş hem de Nolan’ın seyircilerini kendisinin sinema dünyasındaki zekasını tasdik etmesi için bu tür bir film yazdığını ve çektiğini düşünmüş. Belki haklılardır belki de değillerdir. Ancak ben yazımın sonucunda eklemek istiyorum ki Christopher Nolan sinema işlemişinde birçok kez bu zekasını kanıtlamış biri. Yalnızca sektörden aldığı pohpohlanma ve altın çocuk mevkisine gelmesi ile istediği şeyleri yapmaya çalışması; bu şekilde seyircilerine bir hakaret olarak görülmemeli. Onun yerine yalnızca birazcık züppe bir karaktere bürünmesine izin verilmemeli. Bu berbatlaşmış sanayi ortamında en azından bu mevzuma ulaşmış ve aklında olan ajanlı, 3. Dünya Savaşı temalı ve her vakitte gibi vakit içerisinde oynamalı filminde bırakalım Nolan oyuncaklarıyla oynamaya devam etsin.
Şunu da son olarak eklemek isterim ki
Şunu da son olarak eklemek isterim ki; beyninizi zorlamayı sevmiyorsanız, yalnızca aksiyon ve eğlencelik bir yapım arıyorsanız bu film size göre değil! Ancak gene de diğer Nolan filmleri kadar altı dolu ve ilgi çekici bir hikâyeye de sahip değil.
Peki sizler Christopher Nolan’ın yeni gözdesi Tenet’i izlediniz mi? Şimdilik izlemediyseniz lütfen salonlarda dikkatli olalım ve beyaz perde özlemimizi beyaz maskeler ile birlikte giderelim. Filmle alakalı yorum ve eleştirilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Tenet altyazılı izle 720p filmi için yorumlarınız bizim için önemli!

Film izle platformumuzda Godzilla Vs Kong Türkçe Dublaj izle filmini izlemenizi öneririz.

  • Yorumlar
  • Detaylar
  • Özet & Detaylar

    Tenet altyazılı izle 720p Christopher Nolan’ın sinemayı kurtaracağını düşündüğü yeni filmi Tenet konusu nasıl olmuş? Christopher Nolan’ın sinemayı kurtaracağını düşündüğü yeni filmi Tenet nasıl olmuş? Kuantum soğuk harpı yalnızca başmızı allak bullak edip yönetmenin neler yapabileceğini seyircilerine gösterme tekniği mi? İşte Tenet araştırması sizlerle.
    Sinema dünyasının “altın çocuğu” Christopher Nolan özellikle 2000 yılında çıkan Memento’dan bu yana, sinema sanayisinin önü en açık yönetmenlerinden biri. Hatta fazlası birey için en önceliklisi diyebiliriz. Çağımız insanlarının süper kahraman filmleri sanayisine kolektif köleleştirmesine ve gişelerde bütün salonları bu tarzın domine edişine karşı öncelikli bir noktada olan Nolan, genellikle yaptığı filmlerde seyircisini şaşırtma, allak bullak etme, ters köşeye yatırma gayesi güden bir mantıksal çerçevede hareket etmekte. Yıllar ortamında Inception, Interstellar ve Dunkirk gibi filmlerle gişelerde şaşırtıcı bir başarıyı yakalayan yönetmen aynı vakitte tabiri caizse stüdyoları da bu süper kahraman “harekâtından” bir nebze kurtarmıştı. Peki kurtarıcı mevzumunda olan bu adam sinemayı Tenet ile Koronavirüs salgınından kurtarabildi mi?
    Christopher Nolan daha önce sinema salonlarını
    Christopher Nolan daha önce sinema salonlarını Batman filmleri, Inception, Dunkirk, Interstellar, Prestige, Insomnia ve Memento gibi filmlerle doldurmuştu. Bu filmlere ve içeriğine bakacak olursak ilk göze çarpan şey, sinemanın altın çocuğu vakit ile oynamayı çok seviyor.
    Nolan, her yeni filminde odaklandığı mevzu bunu içersin ya da içermesin; vakte ve onun gerçekliğine kendi bireysel oyuncağı gibi yaklaşmayı ve kimi vakit astrofiziksel, kimi vakit nörobilimsel araştırmalar ortamında bulunarak bunları anlattığı şeylerin tam ortasına yerleştirmeyi seviyor. Bunu yapar iken de her filminde daha büyük ve daha çarpıcı olmayı hedefliyor.
    Christopher Nolan bir filminde patlayan birkaç futbol sahasındaki sakin ama dehşet dolu duyguları, bir diğer filminde rüyaların katmanlarında dolaşan bir sevgiliyi, bir diğer filminde ise ikinci dünya harpını 3 farklı vakitte bütün karanlık ve gerginliğiyle anlatmış ve bunları hayran olunası bir görsel ustalıkla başarmıştır. Son filmi olan Tenet’te ise vakit içerisinde alakalı takıntısına devam edip bu sefer üçüncü dünya harpı ve bir tür vakitte “ters akma” mevzularını birleştirmiş.
    Başta classic bir Hollywood filmi olarak
    Öncelikle şunu söylemeliyim ki teknik olarak Tenet bir “vakitte yolculuk” filmi değil. Çünkü karakterler vakitte oradan o bölgeye hareket ederek yer değiştirmiyorlar. Tenet anlayamadığımız organizasyonların iç içe işlemiş bir halde arka arkaya yedirilmesi ve bu organizasyonların operasyonlarının içerisinde ismini ve işlemişini bile bilmediğimiz bir ajanın hikâyesi. Bu hikâyede komedi ve tatsız olan kısım filmin çıkış mevzusu olan Soğuk Savaş’ın unutulup köşeye atılması, komedi bir motivasyonla (ya benimsin ya kara toprağın) hareket eden ağır Rus aksanlı yapmacık ve derinliği (Nolan filmlerinin her karakterinde bulunduğu gibi) olmayan bir kötü karakterin dünyayı yok etmesinin önüne geçme mücadelesine odaklanılması.
    Başta classic bir Hollywood filmi olarak açılan esas hikâye, şaşırtıcı ve tat kaçırıcı bir şekilde bütün filme yedirilmiş durumda. Bir hapis ve intikam hikâyesine tutunan Kat (Elizabeth Debicki) ve her ne kadar vazifiyetinde kararlı adımlarla yürüyen bir adam gibi gözükse de gerçekte o classic “kızı kurtarmalısın” motivasyonundan kaçamayan “Kahramanımız” (John David Washington). Aklımızı devamlı karıştıran yapısı ve kulaklarımızı da domine eden müziklerin kullanımı, bizi (tabiri caizse) bu berbat hikâyeden kasten koparıyor gibi görünen bir kompuyla uzun aksiyon sekansları ile bezeli bir 150 dakika sunuyor.
    Yazının bu kısımdan ardından tam olarak SPOILER (sürprizbozan) içermese de filmin içeriğine ve işleyişine hiçbir ayrıntı öğrenmek istemeyenlerle lütfen burada ayrılalım.
    Öngörülemeyen bir ironi ile
    Öngörülemeyen bir ironi ile büyük ölçüde sınırlı kapasiteli sinemalarda gösterilecek olan film, tıklım tıklım bir oditoryumda başlıyor. Temponun hem müzik hem de aksiyon olarak çok yüksekte başladığı film, etrafınıza bakıp, “Oh be aylar sonra sinemaya geldim!” ya da, “Umarım başıma bir şey gelmez,” gibi kendi kendinize söylemlerde yer alır iken sizi bir anda kendisine çekebilmesi ve o noktaya yükseltebilmesi mevzusu ile alakalı son derece kararlı. Ancak başarılı mı? Kişinin kendisine bağlı bir durum da olsa birkaç dakika içerisinde alışmış olabileceğiniz kanısındayım.
    Olaylar bu noktadan itibaren (zaten çok tempolu başladığından) hızla devam ediyor. Bir çatışma ile özel bir birliğin kendilerine ait olan zenginliği korumaları için gerçekleştirdikleri operasyon sonucunda baş kahramanımız ile anlamlandıramadığımız şeyler silsilesi de başlamış oluyor. Bu noktada mermi deliğinden çıkıp vakitte geriye akan bir ayrıntı görmüş olsak bile bu tempoda Nolan’ın bizlere hem fragmanda hem filmde dediği gibi: “Anlamaya değil, hissetmeye çalışıyoruz.”
    Nolan klişe denebilecek ögeleri
    Nolan klişe denebilecek ögeleri bir araya toplayarak kendince farklı bir perdeden anlatıyor. Ancak film gene de fazlasıyla baş karıştırıcı ve farklı ögeler de içeriyor. Tersine çevrilmiş cephanenin kökeninin izini sürmekte olan kahramanımız, Neil (Robert Pattinson) ile ilişki kuruyor. İkili vakitte geri hareket ederek bungee jumping gerçekleştirdikleri operasyon sonucunda Kenneth Branagh’ın ağır Rus aksanıyla oynadığı oligark Andrei Sator karakteri ve onun göz alıcı, çaresiz karısı Kat’e (Elizabeth Debicki) ulaşıyor. Bu şekilde yukarıda bahsetmiş bulunduğumuz Hollywood klişeleri de başlamış oluyor aynı vakitte.
    Bu bilindik klişelerin, usta bir yönetmenin gözünden yansıtılmasına o ya da bu sebeple karşı çıkamıyoruz izlerken. Zaten Nolan’ın filmlerini biraz olsun seviyorsanız Tenet’in de tismini çıkarırsınız. Tabii ki burada diğer bir klişe daha var fakat buna yeni yeni başlarımıza yerleşen Christopher Nolan klasiği de diyebiliriz. Kıvrımlı, fazlası vakit baş karıştırıcı bir anlatı ve ortamında merkeze yakın eklenilen vakit ögesi.
    Tenet, son aşamada anlaşılmazlıkla
    Tenet, son aşamada anlaşılmazlıkla ve aynı vakitte da seyircileriyle flört etmeye başlıyor. Birden karşımıza hem vakitte geriye akan hem de ileriye akan ordular ve kimin kiminle mücadele ettiğini bile anlayamadığımız bir harp çıkartır.
    Askerlerin yüceltilmiş bir MacGuffin olan bir algoritma elde etmek için vakit içerisinde ileri geri yarıştığı son perdede olan bu harpta gözümüze bir şey çarpıyor. Bu kadar kapalı ve içeriğini anlatmaktan hem de ve hem de direkt olarak, “Anlamaya değil, hissetmeye çalışın,“ diyen bir mevzumdan bu kargaşa ortamında neler bulunduğunu anlamamız için bir “ters” köşe yapıp anlamakta zorlanmayalım diye askerleri renk ile kodluyor.
    Bu aşamada küstahlık içerisindeki Nolan, seyirciden yaratıcısının kendinden daha zeki bulunduğunu tasdik etmesini talep ediyor adeta. İncelememiz başında bahsetmiş bulunduğumuz gibi sinema sektörünün “altın çocuğu” olan yönetmenimiz istediğini yapmakta özgür. Christopher Nolan, bütün film süresince 007 James Bond hayranlığını her yere yansıtıyor ve macerayı da “ajan filmi” şeklinde tasarlıyor. Yönetmen, inanılmaz komplike ve seyircilerini entelektüel yönden tatmin edeceğine güvenen filmler yapacağına emin şekilde ilerliyor. Bu amaçla “Daha önce zekamı göstermiştim, şimdi ise daha kapalı bir film yaparak sizlere bunu vurguluyorum,” diyor adeta.
    Tabii (diğer filmlerinin aksine) hiçbir şey anlatamayan ve tam olarak tanımladığı gibi yalnızca bir Kuantum soğuk harpı filmi olan Tenet; maskülen erkeklerin yönetmekte bulunduğu ve hem de sonunun ya da devamının bile yalnızca onların elinde bulunduğu bu berbat dünyada; tek ana bayan karakterimize yalnızca intikam gibi bir vazifiyeti sunarak sinemaya kattığı tek şey sektörün biraz daha türlenmesinden diğer bir şey olmuyor.
    Aksiyon filmi olarak aklımıza gelen
    Aksiyon filmi olarak aklımıza gelen James Bond ya da John Wick gibi eserlerin ortak özelliklerinden birkaçıdır kompu ve müzik. Sahnenin, dövüşün ve olanların içerisinde olmamızı ve sinemanın atmosferinde birleşip bize bir “deneyim” yaşatması bunların doğru yapımı ile fakat olabilir.
    Tenet’in sekansı, kompucu Jennifer Lame’in her vakitte gibi kusursuz bir aksiyon kesimiyle dönüştürdüğü bir patlamanın iç ve dış çekimleriyle birleşiyor. Böylece birkaç aydır unutmuş bulunduğumuz sinematik ölçeğin ve büyük ekranın büyüsünü hissetmiş oluyoruz. Sinematografide ise Nolan’ın daha daha eskiden de çalıştığı Hoyte van Hoytema çekimler sırasında filmi kusursuzleştiriyor.
    Soundtrackler ise emin ellerde. Daha önce Black Panther, Creed ve The Mandalorian’da çalışan Ludwig Göransson; Tenet’te özellikle aksiyon sahnelerinde kendini kanıtlıyor. Adeta kalp atışlarımızla bir araya getiren ve heyecan, korku ve stres ögelerimizi kulaklarımızı kullanarak ateşlemeye çalışan bu parçalar, filmin sinemada izlenmesini “mutlaka” mevkisine çıkarıyor.
    Birçok kaynağa baktığımda Tenet bir oran gömülmüş
    Birçok kaynağa baktığımda Tenet bir oran gömülmüş hem de Nolan’ın seyircilerini kendisinin sinema dünyasındaki zekasını tasdik etmesi için bu tür bir film yazdığını ve çektiğini düşünmüş. Belki haklılardır belki de değillerdir. Ancak ben yazımın sonucunda eklemek istiyorum ki Christopher Nolan sinema işlemişinde birçok kez bu zekasını kanıtlamış biri. Yalnızca sektörden aldığı pohpohlanma ve altın çocuk mevkisine gelmesi ile istediği şeyleri yapmaya çalışması; bu şekilde seyircilerine bir hakaret olarak görülmemeli. Onun yerine yalnızca birazcık züppe bir karaktere bürünmesine izin verilmemeli. Bu berbatlaşmış sanayi ortamında en azından bu mevzuma ulaşmış ve aklında olan ajanlı, 3. Dünya Savaşı temalı ve her vakitte gibi vakit içerisinde oynamalı filminde bırakalım Nolan oyuncaklarıyla oynamaya devam etsin.
    Şunu da son olarak eklemek isterim ki
    Şunu da son olarak eklemek isterim ki; beyninizi zorlamayı sevmiyorsanız, yalnızca aksiyon ve eğlencelik bir yapım arıyorsanız bu film size göre değil! Ancak gene de diğer Nolan filmleri kadar altı dolu ve ilgi çekici bir hikâyeye de sahip değil.
    Peki sizler Christopher Nolan’ın yeni gözdesi Tenet’i izlediniz mi? Şimdilik izlemediyseniz lütfen salonlarda dikkatli olalım ve beyaz perde özlemimizi beyaz maskeler ile birlikte giderelim. Filmle alakalı yorum ve eleştirilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Tenet altyazılı izle 720p filmi için yorumlarınız bizim için önemli!

    Diğer Adları:

    Tenet altyazılı izle 720p

    Yayın Tarihi:

    2020

    Henüz hiç yorum yapılmamış.
    İlk yorumu yapan sen olmak istemez misin?